- Şehrin Caz Hali -
6 ekim 2009 IMF gösterileri - taksim

Eylemcinin el kitabı
malzemeler:
-10-12.000 'can havli' noktasında 'usain'leşen ayak tendon yapısı
-gerektiğinde rengi kızarabilen 3-5 galon tazikli su
- en harbi yardakçısı ters rüzgar olan, ağlatan nağmelerin bestekarı BİBER GAZI (sayısı bilinmez,bir tanesi dünyalara bedeldir.)
- yerinden oynatıldığında her biri yıllar yılı üzerine basılmasına sıkılmışcasına haşin top güllelerine dönüşen istiklal'in sabıkalı kaldırım taşları
- 'olmazsa olmazlar' listesinde üst sıralardaki yerini kaybetmeyen; sprey boyalar,demir bilyeli sapanlar,anti-unit puşiler kaşkollar ve tabi listemize genelde zıpkın gibi giriş yapan molotov kokteyl.
sos için: her tür frekans da beylik laflar için desibel ayarı kendinden esnek gırtlak yapısı
* fotograflar göz altına alınan arkadaşım necati için, aslı nedir? diyebilmek için.














15-F






Hayatımda ilk ve muhtemelen son kez bineceğim bir otobüs; 15-f beykoz-kadıköy
yolun uzundur kafadan 1.5 saat, tek avuntun cebindeki müzik, biraz da sağ çapraz da oturan dedenin 'üzerindekileri'
bu yolculuğu kaldırmaz eldekiler, okuyacak takvim arkası bile kalmamış eastpack karavanımda. telefon çalar. (telefon kötü bişeydir.) sana hayatın cilvelerini birbir anlatacak insan, bu durumdan pek de hoşnut değil izlenimi verir. ne de olsa hayatında kendine göre bir rajonu vardır. sen ise sadece kapatmak istersin telefonu, bütün konuşan organları, mümkünse gözlerini. yine hazırlıksız yakalanmışındır. 'her ölüm beklenmediktir.'
yolculuğunun geri kalanı, katmerli bir süre unutulmayacaklar müzesine dahildir aşifte hayatın için. sudan çıkmış fosfor yoksunu beyin hücrelerine düşen ilk olgun düşüncekırıntısıdır bu. anahtar nota; gözüne yandığımın insanıdır. bir defter daha kapanmıştır. çıkan ses eskilerini de çağırır. hepsi olabildiklerince aritmik örs'ten çekiç'e kıra kıra ilerler. bütüm bu kakafoni içinde ne kadarı gerçek ne kadarı 'tel-çek' sorgulamadan edemezsin. sen de koluna körkaza değmekten ölümüne korkan teyze kadar insansındır. daha ötede bir yere varamayacağını bile bile düşünürsün, hatırlarsın, sorgularsın, tekrar tekrar tekrar.. götürebildiğin kadar çekersin acını.
ayrılık etrafını güzel hatıralarla çevrelermiş der solumdaki nine. kısa bir an çoğalırım. zoraki play tuşuna bastım. kulağımda 'dipole experemant' parçası, post-rock en tekinsiz dehlizlerini senin için süslemiştir. kemanların açgözlü gel-gitleri özenle yoğurur yeniyetme acını. çığırtkan 'sample'lar içine sıkışan çamur kıvamını kelimelere döker. bir güzel sıvazlarsın kenarda köşede kalmışına kadar keder tohumlarını.kolay değildir son 8 ay'ın duşunu almaya yeltenmek. zaten üsküdar'a gelmişindir şimdiden.
artık otobüsten inmek için hazırlanmalıyımi eski defterlerimi çantama saklayıp yola koyulmalıyım bir an evvel. 'bir yere varmak niyedir sevgilim, hayatın kendisi yol da olmak değil midir?' - çağrı tablet hala masanın altında mı?

Efes Pilsen One Love Festival 2009

Efes Pilsen One Love Festival 2009 fotoğrafları
www.onelovefestivalphotos.blogspot.com

Fotoğraf-Proje dersi final ödevi

- Fazal Sheikh -

“Umarım çalışmalarım dünyanın iyileşmesini sağlar. Fakat ben bu amacı bir bireyi kullanarak gerçekleştirmek istemiyorum. Bizim daha derinlerde yatan sorunlara ulaşmamızı sağlayan şey bireyin anlattıklarıdır. Genel olanı anlayabilmek, özel olana bakmakla mümkündür. Bunu yapmamda bana yardımcı olacak olan bireydir ve o da tam bunu yaparken insanlığa ne kadar büyük bir servet sunduğunu bilmelidir.” Bu sözler Fazal Sheikh'a ait. Babası Kenya'lı annesi Amerikalı. Sheikh, 1992’de Kenya körfezindeki Swahili topluluğunu belgelemek için Kenya’ya gider. Kenya’nın kuzeyindeki bir çölde küçük bir köy olan Kakuma’ya uğraması, onun mülteci sorununa eğilmesine neden olur. Onların “Afrikalı” ve “mülteci” olması yüreğine değer, haftalarca kamptaki mültecilerin fotoğraflarını çeker.


2001'de uluslararası insan hakları ile ilgili konularla ilgilenen bir kitap serisi projesine girdi ki bu serinin adı uluslararası insan hakları serisidir. Farzal Sheikh Zürih’te, New york’ta ve Kenya’da yaşıyor.


- Ladli Projesi -














Fazal Sheikh ‘Ladli’ isimli kitabında önceki çalışmalarında olduğu gibi yine sosyal bir konuyu ele alıyor ve günümüz Hindistanında kadınlara yönelik önyargının sonuçlarının izini sürüyor.

Kitabı "Moksha" üzerinde çalışırken Sheikh, Hindu dullarının kalan son yıllarını geçirmeye geldikleri ve Hisndistanın kutsal şehirlerinden biri olan Vrindavan'a gitti. Sheikh onların sorunlarını dinlerken, Hindistan'daki kadınların çoğunu çocuk yetiştirme hizmetçisinden çok az daha fazlasına indirgeyen, dinsel ve kültürel kodların kurbanı olduğunu idrak etmeye başladı.

Ne kadar büyük ekonumik avantaj sağlasa da hala onlara karşı büyük bir önyargı taşıyan bir toplumun içinde büyüyen genç kadınlardan daha fazlasını öğrenmek için Hindistan'a geri döndü. Sonuç, Hindistan'da "sevgili kız çocuk" anlamına gelen Ladli.
Burada anlatılan hikayeler bir çoğuna bir şok gibi gelecek:
Her yıl binlerce sağlıklı fetusun cinsiyetleri yüzünden kürtajı, doğan kız bebeklerin cinayeti, fahişeliğe zorlanan ergenlerin kaçırılması ve tecavüzü, çocuk işçiliğinin sömürülmesi, yerli çalışanların fiziksel suistimali ve hepsinden kötüsü, kabiliyetleri veya eş olarak performansları kocasınınkiyle veya kocasının ailesinin beklentileriyle örtüşmeyen geç kadınların öldürülmesi.


Sheikh, sokak aktiviteleri ağıyla, Hindistan'ın modern bir demokrasi olarak yeni rolünün altını çizen bir resim oluşturuyor. Onun portrelerinin, anlattığı öyküleri pekiştiren bir açıklığı ve konuşkanlığı var. Bu kitaptaki en güçlü seslerden bazıları, kişisel trajedilerin üstesinden gelmiş ve diğer kadınların bunlardan kaçınabilmesi için savaşmaya karalı olan yaşlı bir kadına ait.

Kendi kadınlarına kötü davranan bir ülke için ne denilebilir? Hindistan'daki kadınların suistimaline devam edilmesinin sebebi yasa eksikliğinden değil, sadece polis, yargıçlar ve hükümetin kadınları koruyacak yasalar koymada başarısız olmasındandır. Böylesi kökleşmiş bir sistem nasıl yeniden şekillenebilir? Cevabı, onun kurbanlarını daha iyi anlamalıyız ve bu konuda Fazal Sheikh güvenilebilir bir rehber.

* Ayrıntılı bilgi için: www.fazalsheikh.org







20-25 mayıs 2009 tarihleri arasında gerçekleşen, ilk kişisel fotoğraf sergim "kapılar ve gölgeler" başarı ve yüksek tatmin ile sonlanmıştır. Katılan ve özellikle yardımı olan herkese sonsuz minnet.. ayrıntılı bilgi.. http://www.kapilarvegolgeler.com/

Ben demokrat bir birey miyim?


22 mart 2009 tarihinde cumhuriyet halk partisi ve saadet partisinin sırayla miting yapacağı alan olan çağlayan meydano/İST'a gittim. nihai amacım; halkımız ne kadar demokrat? demokrasi onlar için gerçekte ne ifade ediyor? belkide en önemlisi demokrasi konusunda ne kadar samimiler? sorularına cevap bulabilmekti.

düşünce bağlamında zıt kutuplarda yer alan bu 2 partinin aynı mekanda en vandal tavırlarıyla görüşlerini ifade etmeleri, bir taraftan ülkedeki demokratik tavrın resmedilmesi açısından bir fırsat olarak görülebileceği gibi aynı zamanda da bu 2 farklı görüşlere sahip partinin yandaşlarının hem kendi partisiyle hem de 'öteki' partiyle olan ilişkilerinin hangi boyutlar da olduğunu dolayısıyla nekadar samimi olduğunu ortaya koyacaktır.

Miting, fotoğraflardan da anlaşılacağı üzere oldukça belki de olması gerektiğinden de fazla sorunsuz geçti diyebilirim. CHP'nin alanı vaktinden 1 saat geç terketmesine rağmen, herhangi bir huzursuzluğa sebep vermeden saadet partililerinde yardımıyla alan hızlıca aykırı düşünceler ve onu temsil eden materyellerden temizlendi. alandaki hakim renk CHP'lilerin bayraklarındaki kırmızıdan, SP'lilerin başlarındaki siyah'a dönüştü. günün sonunda her iki oarti yandaşlarının da mitinge bir pazar eğlencesi havasında geldiklerini tespit ettim. belki insanımız var olan ağır hayat koşullarının meydana getirdiği baskı sebebiyle belki de başka nedenlerle, onlara kısa vadede herhangi bir yarar getirmiyecek konulara içtenlikle sarılmakta zorluk çekerlerken aynı konuda sathi davranışlar sergilemekten bir o kadar da çekinmediklerini söyleyebilirim. sanırım bu davranış biçiminin nedeni insanımızın 'beleş' bir sosyalleşme alanı bulması, sıradan hayatlarına 'kırmızı-siyah' renkler katması, konuşulacak yeni konulara kapı olması olabilir.

Sonuç olarak ilk bakışta, farklı görüşlere sahip iki partinin aynı alanda sırasıyla hiç problemsiz mitingler gerçekleştirmesi, ülkemizde ki demokrasi algısının ne kadar sağlıklı olduğunun göstergesi olduğunu düşündürse de, aslına bakılırsa resmin içyüzünde beliren tablo ınsanımızın demokratik olamıyacak kadar apolitik olduğunun da ortaya konuş biçimidir.

 

sigur ros - Reykjavív - Popplagið
sigur ros heima belgeselinden sigur ros'un 'evinde' yaptıkları hipnotik konser performansı. konserın son dakikalarında kendini kalp atışlarınla müziğe metronom tutmaktan alıkoyamazken, içinde keyif verici bir kederle yüzyüze gelmenin heyecanı..khatarsis anı'na adım adım düşmek..











İSTANBUL SOĞUK - ömer yılmaz 2009

bu özel fotoğraf*, arkadaşım ilker şimşekcan imzalı. kendisi umarım en kısa zamanda viyana sanat akademisine girmeyi başarıcaktır.bu fotoğraf ona saygı duruşu ve şükran niteliği taşımaktadır..

*fotoğrafın çekildiği yer, 08 yazında aykırı enstrümanlarımızla birlikte "güney sahilleri" nida'larıyla yola koyulduğumuz maceramızın ilk ve tek durağı olan gökova sahili.



post-rock indeksi

son dönem progresif müzik aşıklarının favorisi post-rock,aşığını belkide uzaklaşma ihtiyacı duyduğu monoton günlük hengamelerinden sıyırıp onu olmak istediği hisler alemine kavuşturan büyülü müzik dediklerimizden şahsen bu dalda en tılsımlısı.genellikle kuzey avrupa soğunun hakim olduğu melankolik tavırdan ödün vermiyen ,müzikalite açısından dinleyenini hiç ulaşmadığı noktalara götüren, müziğin benim gibi sadece melodiyle sözden olabilidiğince bağımsız kalmasıyla özüne ineceğini düşünenlere destek çıkan, herbir tınısıyla tek tek farklı hissiyatlar sunabilen,bazen 25-30 dakıkalara uzanan serbestlığiyle parça sonrası geri dönüşü zor tünellere sokan bir müzikten bahsediyorum.uzun süreçli müziğin içindeki düzensiz görünümün üstündeki kusursuz düzenin tıpkı hayatın kendisinde olduğu gibi, olması gerektiği haliyle zig-zag'lar çizerek seni "vurur" dinlendirir "vurur" dinlendirir bir daha bir daha.. parça bittiğinde herdefasında azönce yaşadığın devinimlerin sarsıntısıyla önce yokolur sonra yenilenir taptaze geri dönersin geldiğin yere..
bu görkemli dışavurumun temsilcilerini kendimce alfabetik değıl aldığım zevke göre sıralıyarak size bu engin puslu diyarın kapılarını aralamakla bitiricem.Size sadece paylaşım programlarından bu isimleri temin edip kapıyı iteklemek hayatınıza farklı ve özgün bir boyut katmak yada birçok kapalı kapıda yaptığınız gibi arkanızı dönüp kolay olan aşınmış kaldırımlarınızdan birkez daha geçmek kalıyor.
- god speed black you! emperor
- sigur ros
- mono
- mogwai
- A silver mt. zion
- explasions in the sky
- do make say think
- album leaf
- mum
- tortoise
- bauhaus
Türkiye’den;
-kafabindünya
-replikas

Delicesine bir tiyatro oyunudur bahsi geçen. Anadolu üniversitesi tiyatro topluluğunun bu seneki oyunlarından biri deli dumrul.aralarında en az 3-4 oyuncunun topluluğa yeni katıldığını düşündüğüm 7 tiyatro oyuncusunun, ( daha sonraları ana karakterin 2 yıl önce katıldığını bizzat kendisinden öğrendim ) her birinin nev-i şahsına münhasır 5-6 farklı karakteri neredeyse aynı başarı düzeyinde oynayabildikleri çok özel performansların genel adı deli dumrul.
Sepetimde farklı illerden çeşitli oluşumlar tarafından oynanmış 20-25 tiyatro oyunu içinden seçeceğim ilk 3 tiyatro oyunu arasına gireceğine ilk 2 dk da karar vermiştim bu oyunun. Şüphesiz bu o 3’lü içindeki diğer iki oyun içinde geçerli. Oyunun hızlı vurucu girişi geri kalan bölümlerin de en az bu tempo da geçeceğini hissettirecek samimiyetteydi, en azından ben öyle hissetmiştim. Ama şimdi itiraf etmeliyim ki oyun da ki seviyenin bu kadar uzun süre diri kalabileceğini yine de tahmin etmemiştim, ki bu da bu yazıyı yazmamın temel sebebi diyebiliriz. Bu 1 saatlik süre zarfı içinde çok güçlü oyunlar, oldukça karizmatik insan profilleri seyretme şansı buldum.
Az onceki cümlelerimin şah damarı, deli dumrul’u delirten oyunun ana karakteri. Kendisi iki kelimeyle “deli gücünde”. Onu izleyeni vamp gibi kendine çekiyor. Diğer oyuncular da gerek fiziksel görüntüleri gerek ince mimikleriyle oynadıkları çoklu karakterlerin herbirine hakkıyla sahip olmuşlar, üstelik kıyafet değiştirircesine kararkter değiştirerek. Bahsedilmesi gerekeb bir diğer nokta da neredeyse bütün sahneler estetik anlamda seyircisine eşsiz ziyafetler vermekte. Mizansenler ve yaratıcı dekor oyunları; etkisi hemen hemen hiç dinmeyen ihtişamlı ambiansın can alıcı etkilerinden biri haline getirilmiş. “Azrail”’in canlandırıldığı sahnede kullanılan görüntü ve çift ses’in özel düeti, insanı bir tiyatro oyununda olabilecek en gerilimli anları kendisine bahşetmektedir. Ayrıca kadın ile adamın son buluşmasında ki ; kadının aşk dolu acı haykırışları ve adamın umutsuz, kederli bakışları sana gözyaşlarını vad etmektedir.
Oyunun belki de tek noksanı olarak apar topar sonlanmasını gösterebilirim. Sadece 1 saat sürmesinin yanı sıra,oyunun tadı damağımın hücrelerini arşınlarken bendeniz ömer bir andan kendimi boş bir sahnenın karşısında yanımdaki seyircilerin salondan ayrılmak için başvurdukları yegane yöntem olan rahatsız edici bakışların altında buldum. Oysa son hatırladığım; onları dakikalarca ayakta alkışlamak, kulislerinin önünde esaslı bir kamp kurmayı arzulamaktı. Yine de khatarsis yamaçlarında ki bu 1 saat için önlerinde saygı ve hayranlıkla eğiliyorum. Tiyatro bileti sadece 2 ytl, sezon seyirci ortalaması ise 30.000 olan Anadolu uni. Tiyatrosunu da, oyunları 20-30 ytl olan yarı dolu yarı boş oynayan özel istanbul tiyatrolarunın önünde altın palmiyeyi derin minnet duygularımla ile onlara teslim ediyorum.







Edebiyat ve sanatın günlük yaşantımızdaki ‘olası’ hayati rolü üzerine,

Dahiliye-1

Tam karşında esaslı bir edebiyat yazıtı, iştahla eline alır okumaya başlarsın. Doktor sırasındasındır, burnun sıvısını salgılamakla mesaideyken sen selpaksızlığın kefaretini kazağının en mahrem bölgelerine ödetmekle meşgulsündür o sıralar. Clint mansell’in the Fountain soundtrack albümünü kulaklarına tıkamanın zamanıdır dersin. Tereddüt etmen için zaman yoktur. Klasik müziğin karanlık dehlizlerinde kemanların ıslak dalgalarını, ayağına takılan hasta teyzenin yaşlı bakışlarında hissedersin. Yazı sana içten içe karışmaya başlamıştır bir kere. Bulanır geçmişte gördüklerin şu an’ın notalarıyla. Zekanın farkına varırsın okudukça ertelenmiş kelimelerini. Bu kez bilgisayarının başında yada hiç olmamış daktilonunun başında değilsindir daha fazla ertelemeden hemen şimdidir. Bu sefer diğer eline alırsın seni çoğu kez seni alıkoyan okul defterini. Şimdi deftere sondan başlarsın yazmaya az önce okuduklarını başkalarıda yazsın diye. O an, manşet insanlarından bir farkın yoktur, Belkide hiç olmamıştır diyebilmektir ‘o’ an’ı besleyen. Bazen doktorun kapısının üstündeki led ekranda ismini beklerken bulursun yıllardır içinde yosun tutmuşları..
Sonra yavaş yavaş giderek zorlaşır herşey. 0.7 kaleminin ucu bitmiştir ispirtolu kaleme geçersin. Mp3 player'ın zonglamaya başlamıştır güçsüzlükten, telefon mu çalıyodur acaba? Yoksa doktor sırası mı geldi? Etraf çok kalabalıklaştı, terlemeye başladım. Daha yetişmem gereken bir ders var fakültede.
Belki Hastane ortamı, ya da client mansel, kargamecmua, akan bir burun nedenini tam olarak hiç bir zaman bilemeyeceğim bir kaynaktan fışkıran yaşam öz suyu yine aynı tempo da emmiştir damağındakileri..şimdi kederliyim biraz. Yaşam katsayım angaryalarım arasında giderek düşmekte, ve ben gel-git’lerimle tenhalardayım. Kağıt da bitti sanırım burnumu silmeliyim sıradaki hasta benim.



kim?

http://omer504.deviantart.com/


if!
if! 2009 ben ve kız arkadaşım için 14 şubatın ilk saatleriyle 16 şubatın son saatleri arası 4 farklı türden oluşan 4 bağımsız filmden ibaretti bu sene.
öncelikle herkesin ağzına pelesenk olmuş ekonomik krizi bu festivalede bağlamamak olmaz der, bu sene gerek etkinliklerin sayısı ve mekanın kapasitesi olsun gerek reklam ve diğer tanıtım çalışmaları olsun geçen senelere nazaran daha sönük geçtiğini diyebilirim. Enazından bu 3 günde izlediğimiz filmlere olmayan rağbetten somutlayabbilirim diye düşünüyorum. -son 2 filmi emeğin balkonunda ayaklar on koltugun uzerınde salto atarken ellerden kuruyemısten bıskuvıye hatta suan bahsı gecemeyecek daha nıce mamule evımızın bıraz buyuk salonu mod unda ızledıgımızden kıvanc duyarım. -
ızledıgımız fılmlere gelınce; nothing else metters, tokyo!, universalove, the good the bad the weird.
nothing else matters filminde o emeğin meşhur mavi perdeleri kapanırken can havliyle festivaldaşlarıma bu filmin o günkü programın zoruyla seçildiğini olası film çıkışı kazalara mahal vermemek ıcın soyledıgıme sımdı daha cok sukredıyormuyum? hayır Çünkü belki de o son çırpınışım dahil neredeyse hiçbirşey çıkış yolculuğundakı mahrur tavrımı çeviremezdi. son donem kuzey avrupa filmlerinde çok kez gördüğümüz ergen karakterlerimizin "anlık" hayatlarından bir kesit daha sermişler önümüze,bizde programa bakıp e hadi barem dedik, pek de iyi etmemişiz
tokyo!;işte karşımızda 3 rüştünü ispatlamış yönetmenden 3 keyifli hayalperdesi. herbir yönetmenin kendisine has tavrını filmlerine bir güzel yedirdiğini filmlerin ilk karesinde hissedebilmek biz aciz kullara ayrı bir güzellik
universalove ise bir önceki filmden yükselen beklentiyi bir film öteye taşıyabilecek hoş bir süprizdi.her bir habitatın aşk'ın farklı açılarından beslendiği öyküleri insanı içine almakta güçlük çekmiyen cinsten.
the good the bad the weird ; 3 kelime : gereksiz güç kullanımı. yinede "ne oluo leyn" sahnesi için kocaman olmıyanlarından bir alkış hee bide tabi olmazsa olmaz şu uzakdoğulular ne olursa olsun tersten akmasını iyi biliyolar dedirttiği için tekrar vesselam.
p.s. dönüş yolculuğumuzda galatadaki ünlü pilavcıdan aldığımız pilavlarımız eşliğinde izlediğimiz tren yolculuğumuzun en uykulu geceyarısı seanslarını gasp edebilecek kudrete sahip (ki birinizi henüz başlarda kurban verdik) 2 başarılı filmin adını anmadan edemiyeceğimi anladım.tüm iştahımla tavsiye ederim ;
-into the wild
-vals im Bashir


504

Bloglama mantığı üzerine uzunca tartışmaların ardından kim derdi ki günü geldiğinde blogumun ilk yazısında blog’un gerekliliği üzerine metiyeler düzeceğimi..sanırım ilk tartışmalarda ki en güçlü savlarımdan birinin beni şimdi ekarte etmesi onun haklılığın dolayısıyla şuan bu yazıyı yazmamın birinci elden ispatı; hayatı içinde hisset kaçma! O seni nereye savurursa..

Şunu da sölemeli ki blog yapmak ıstedıklerını yapma noktasında “az ÇOK” savsak bir insan için elzem bir motıvasyon kaynağıdır .

Son Bir itirafla bu tekzip yazısını sonlandırmak gerekirse o da şu olmalı sanırım; artık gerçekten bir “second life”ın olduğuna ınanıyorsan, kimlik kartı seçiminde diğer sonu gelmez özel hayat didiklemelerinin ilham kaynağı siteler yerine oyunu blogdan yana kullanmalısın

O zaman haydi rast gele üstad!

Copyright © 2008 - 504 - is proudly powered by Blogger
Blogger Template